TLAXCALA تلاكسكالا Τλαξκάλα Тлакскала la red internacional de traductores por la diversidad lingüística le réseau international des traducteurs pour la diversité linguistique the international network of translators for linguistic diversity الشبكة العالمية للمترجمين من اجل التنويع اللغوي das internationale Übersetzernetzwerk für sprachliche Vielfalt a rede internacional de tradutores pela diversidade linguística la rete internazionale di traduttori per la diversità linguistica la xarxa internacional dels traductors per a la diversitat lingüística översättarnas internationella nätverk för språklig mångfald شبکه بین المللی مترجمین خواهان حفظ تنوع گویش το διεθνής δίκτυο των μεταφραστών για τη γλωσσική ποικιλία международная сеть переводчиков языкового разнообразия Aẓeḍḍa n yemsuqqlen i lmend n uṭṭuqqet n yilsawen dilsel çeşitlilik için uluslararası çevirmen ağı

 31/03/2020 Tlaxcala, the international network of translators for linguistic diversity Tlaxcala's Manifesto  
English  
 LAND OF PALESTINE 
LAND OF PALESTINE / Matzpen Manifestosu, 1967
Date of publication at Tlaxcala: 01/07/2012
Original: Matzpen Manifesto - 1967
Translations available: Español  Tamazight   Français  Italiano  Deutsch  عربي 

Eretz-İsrail Sorunu ve İsrailli–Arap Çatışması Üzerine Manifesto
Matzpen Manifestosu, 1967

Matzpen מצפן متسبين

Translated by  Bülent Kale

 

Bugün artık olmayan -ve daha çok çıkardığı gazetenin adı olan Matzpen (Pusula) adıyla tanınan- İsrail Sosyalist Örgütü aşağıda sunduğumuz “Eretz-İsrail sorunu ve İsrailli-Arap çatışması üzerine Manifesto” başlıklı manifestoyu yayınlayalı kırk beş yıl oldu.

Bu belge kaleme alınalı çok şey değişti. İleri sürdüğü görüşlerin çoğu bugün kadük ya da anakronik görünebilir. Ama özünde barındırdığı stratejik bakış ve devrimci akıl yürütme bugün de geçerliliğini koruyor

 
Matzpen Manifestosu, 1967: Tarihin Mıknatısı
 
Rolando Gómez'in Sunuşu

Bugün artık olmayan -ve daha çok çıkardığı gazetenin adı olan Matzpen (Pusula) adıyla tanınan- İsrail Sosyalist Örgütü aşağıda sunduğumuz “Eretz-İsrail sorunu ve İsrailli-Arap çatışması üzerine Manifesto” başlıklı manifestoyu yayınlayalı kırk beş yıl oldu.

Üzerinden kırk beş yıl geçti ama manifestonun bazı cümleleri sanki daha dün yazılmış gibiler: “Eretz-İsrail sorunu Yakın Doğu’nun bedeninde hâlâ açık bir yara, kan kaybının, acının ve şerrin kesintisiz aktığı bir kesik damar, bölgenin ekonomik kaynakları üzerinde ağır bir yük, emperyalist saldırılar ve askeri müdahale için hep bir bahane, dünya barışı için korkunç bir tehdit olmayı sürdürüyor…”

Matzpen Manifestosu şüphesiz bugün tarihsel öneme sahip bir belgedir ama aynı zamanda adına “Arap-İsrailli Çatışması” denilen ve hâlâ süren eski bir trajedinin günümüzdeki bileşenlerini analiz ederken başvurmanın zorunlu olduğu ideolojik ve siyasi bir referanstırdır da.

Bu belge kaleme alınalı çok şey değişti. İleri sürdüğü görüşlerin çoğu bugün kadük ya da anakronik görünebilir. Ama özünde barındırdığı stratejik bakış ve devrimci akıl yürütme bugün de geçerliliğini koruyor: Çatışmanın temeli Filistin halkının maruz kaldığı sömürgeci baskı ve tek olası çözüm İsrail’in de-siyonizasyonu ve Ortadoğu Sosyalist Birliği içinde birleşilmesi için verilecek olan mücadelededir.

“Matzpen” siyonist “akıntıya karşı yüzmekten” asla vazgeçmemesine rağmen hiçbir zaman bayrağı hep yükseklerde tutan birbirinden değerli Arap ve Yahudi militanlardan küçük bir çekirdek gruptan fazlası olmadı. Yine de O yıllarda ortama hakim olan milliyetçi tona tümüyle uzak düşen bir söyleme sahip bir avuç yürek ve kafadan başka bir şey olmadıkları halde, düşüncelerine yüksek sesle söylemekten hiç çekinmediler. 1984 yılında bu manifestoyu kaleme alan devrimcilerden birini tanıma şansım oldu. Haim Hanegbi benim o yılki seçimlere “Barış için ilerici liste” adıyla katılan antisiyonist Yahudi-Arap platformuna destek istemek için çalışma yaptığım kibutza geldiğinde Matzpen bir örgüt olarak artık neredeyse yok gibiydi. Sakin, derinden ve tutkulu bir sesle, solcu ama siyonist olan, bu yüzden de görece düşmanca bir dinleyici topluluğuna bir konuşma yaptı, tek bir ilkeden dahi en ufak ödün vermeden, her provokatif soruyu, ithamı ya da ironiyi milliyetçi ya da aşiretçi hor görüden uzak sıra dışı devrimci bir vizyonla tek tek yanıtladı. Kişiliği ve kararlılığı beni çok etkiledi. Haim bugün nerededir, bilmiyorum. Yalnızca artık Matzpen’in eskisi gibi var olmadığını, tarihsel ütopyanın yıllıklarında kaldığını biliyorum.

Bitirirken, kişisel bir anekdotla başka topraklara da uğrayayım: İş icabı kendi ülkem Arjantin’e gitmem gerektiğinde tam olarak Aralık 2001’de. Daha kesin söylemek gerekirse o yılın 19 Aralık günü, Arjantinli halk kitleleri bugün “herkes gitsin” olarak bilinen kendi “ütopya”larını hazırlarlarken, ben dönüş uçağı için havaalanına gidiyordum. Bagajları verdikten sonra sigara içmek için dışarı çıktım ve tesadüfen yine benim gibi uçuştan önce bir sigara içmeye çıkan genç kadınla sohbet etmeye başladık. Sohbet, doğal olarak, o sırada Buenos Aires’te yaşanmakta olan olaylar, krizdeki kapitalist sisteme karşı yaşanan halk ayaklanması üzerineydi. Şartlar göz önüne alınınca, bu ilk kez –benim sürgün hayatım boyunca- benim kim olduğumu -yıllar evvel ülkesini siyasi nedenlerle terk etmek zorunda kalmış bir sürgün- hiçbir şekilde bilmeyen biriyle rahatça olayları yorumlayabildiğimi hissettim: Beni dinledikten sonra, genç kadın sigarasını bir küllükte söndürmek için eğildi ve yeniden havalimanına girmeden önce bana hiç bakmadan sanki kendisi için akıl yürütür gibi şöyle dedi: “Keşke o zaman siz kazansaydınız…”
 
Haim, umarım beni duyuyorsundur: Keşke o zaman siz kazansaydınız.
 
 
 

1 Mayıs Yürüyüşü, 1979. Matzpen Arşivi

 

 
İsrail Sosyalist Örgütü Merkez Komite – Mayıs 1967
 
ERETZ-İSRAİL1 SORUNU VE İSRAİLLLİ–ARAP ÇATIŞMASI ÜZERİNE MANİFESTO
 
(“Matzpen” (Pusula) dergisinin Haziran-Temmuz 1967 tarihli 36 Numaralı sayısında İbranice olarak ve yine Matzpen tarafından 1967 Temmuzu’nda yayınlanan “Üç Manifesto” başlıklı kitapçıkta Arapça olarak yayınlandı)
 
Bu ay İsrail Devleti’nin kuruluşunun 19. yılı tamama erecek. Bu 19 yıl boyunca İsrail-Arap çatışması bir çözüme ulaşmadı. Eretz-İsrail sorunu Yakın Doğu’nun bedeninde hâlâ açık bir yara, kan kaybının, acının ve şerrin kesintisiz aktığı bir kesik damar, bölgenin ekonomik kaynakları üzerinde ağır bir yük, emperyalist saldırılar ve askeri müdahale için hep bir bahane, dünya barışı için korkunç bir tehdit olmayı sürdürüyor.
 
Eretz-İsrail’de yaşayan Arapların durumu özellikle ağır; onlar 1948 savaşlarının ve “dostane düşmanlar” Ben Gurion ve Abdullah arasındaki gizli anlaşmanın doğrudan kurbanları. 1948 savaşı sırasında İsrail sınırları içinde kalan Arapların büyük çoğunluğunun evleri ve toprakları ellerinden alındı, bugün de halen İsrail Devleti dışındaki sığınma kamplarında acı ve sefalet içinde yaşayan sığınmacılar durumundalar. İsrailli yöneticiler bu insanların ülkelerine dönmek temel haklarını kesin bir biçimde reddediyorlar. İsrail topraklarında kalan Araplar ekonomik, sivil ve milliyetçi baskıların kurbanları olarak büyük acılar yaşıyorlar.
 
İsrail bu 19 yıl boyunca bölgede izole bir adaya dönüştü. Yalnızca kağıt üzerinde bağımsız bir ülke; gerçekte ise ekonomik ve politik açıdan emperyalist güçlere, özellikle de ABD’ye bağımlı bir ülke. Bu yıllar boyunca Arap ulusuna ve Arap dünyasındaki ilerici cephelere karşı bu güçlerin elinde bir piyon olarak hizmet etti. Bu anlamda İsrail’in resmi siyasi rolünün (tek değilse de) en açık tezahürü, İsrail hükümetinin 1956’da Mısır’a karşı gizlice planlanmış bir saldırıda İngiliz ve Fransız emperyalizmiyle birlikte hareket etmesi oldu; öyle ki bu güçlerin askeri müdahale için bahanesi olmayı bile kabullendi.
 
İsrail ve komşu Arap devletleri arasındaki savaş ve husumet durumu 19 yıldan bu yana sürüyor ama İsrail’in siyonist yönetiminin bu durumu değiştirmek için hiçbir gerçekçi perspektifi yok. İsrail politikası çıkmaz bir sokakta eşeleniyor.
 
Bugün İsrail’de günden güne kendini dayatarak emekçiler arasında zorlu bir işsizliğe ve halk kitleleri arasında büyük sefalete neden olan ekonomik kriz, İsrail Devletinin, içinde bulunduğu bölgeyle her türlü ilişkiye kapalı siyonist bir devlet olarak, varlığını yıllar boyunca böylesi bir krizi içinde sürdürebileceğini gösteriyor.
 
Gerçekten de, şu anki durum Arap halk kitlelerinin çıkarlarına ters. İsrail, şu anki haliyle, bu kitlelerin sosyalist bir Arap Birliği için emperyalizme karşı mücadelesinde bir engeli temsil ediyor. Yaşanan bu durumun sürekliliği İsrailli kitlelerin çıkarlarıyla çelişiyor.
 
Saflarında Arap ve Yahudi üyeleri bir arada barındıran İsrail Sosyalist Örgütü, Eretz-İsrail sorununun ve İsrailli-Arap çatışmasının bu karmaşık sorunun kendine has hususi nitelikleri dikkate alınarak sosyalist ve internasyonalist bir biçimde çözülmesinin mümkün ve gerekli olduğuna inanıyor.
 
Bu iki halk arasında yaşanan bir ulusal çatışma değildir; bu yüzden “her iki halka karşılıklı olarak aynı hukuki hakların tanınması temelinde bir arada yaşam” çağrısı yapmak sorunun çözümü için yeterli değildir.
 
İsrail devleti Eretz-İsrail’in siyonist hareket tarafından emperyalizmin himayesinde, Arap halkı pahasına, sömürgeleştirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Şu anki siyonist haliyle, İsrail devleti aynı zamanda “siyonist yatırımın” devamlılığı için bir piyon rolünü de üstlenmektedir.
 
Arap Dünyası, bu kadar yakınında, açıkça dillendirdiği gibi, asıl amacı kendi halkına hizmet etmek değil mızrağın ucu olmak olan, yani dünyadaki bütün yahudilerin göç edeceği bir bölge için politik bir vasıta olmak olan siyonist bir devletin varlığını kabul edemez. İsrail’in siyonist niteliği, İsrailli yahudilerin gerçek çıkarlarına terstir, çünkü bu aynı zamanda ülkenin dış etkenlere sürekli bir bağımlılığı anlamına da gelir.
 
Bu yüzden, sorunun çözümünün İsrail’den bir de-siyonizm hareketi talep ettiğine kaniyiz. İsrail devleti kendisini siyonist bir devletten ( Yani dünyadaki bütün yahudilerin devleti olmaktan) içinde yaşayan halk kitlelerinin çıkarlarını temsil eden Sosyalist bir Devlete dönüştürecek devrimci bir değişimden geçmek zorunda. Özellikle dünyanın bütün yahudilerine otomatikman ve kesin biçimde İsrail’e göç etme ve vatandaş olma hakkı veren “dönüş yasası” kaldırılmalı. Bütün göç talepleri hiçbir ırksal ve dini ayrımcılığa yer verilmeden ayrı ayrı özel olarak yanıtlanmalı.
 
Arap sığınmacılar sorunu İsrailli- Arap çatışmasının en acılı tarafını temsil ediyor.
 
Bu yüzden biz isteyen bütün sığınmacılara İsrail’e dönme ve eskiden sahip olduğu tüm ekonomik ve sosyal şartların yeniden sağlanması taleplerinin yerine getirilmesinin kaçınılmaz olduğu düşüncesini destekliyoruz. Kendi istekleriyle dönmemeyi tercih eden tüm sığınmacıların yaşadıkları acıların ve kaybettikleri mülklerin tazmin edilmesi gerekmektedir.
 
Aynı şekilde ayrımcılığı ve İsrail’deki Araplara yönelik baskıyı ve topraklarına el konulmasını destekleyen tüm yasa ve yönetmeliklerin yürürlükten kaldırılması gerekmektedir. Bu yasalar ve yönetmelikler nedeniyle yaşanan her türlü el koyma ve zararın (topraklara, mülkiyete ve kişisel zararlar) tamamen tazmin edilmesi zorunludur.
 
İsrail’in “de-siyonizasyonu” aynı zamanda emperyalist çıkarlara hizmet eden siyonist dış politikanın ortadan kalkması demektir. İsrail, Arapların emperyalizme karşı ve Arap sosyalist birliğinin kurulması için verdiği mücadelede aktif bir taraf olmalıdır.
 
Eretz-İsrail’in siyonist sömürgeleştirilmesi, diğer ülkelerde yaşanan sömürgeciliklerden temel bir farkla ayrılır: Diğer ülkelerde sömürgeciler yerel halkın işgücünün sömürüsüne dayalı bir ekonomi yaratırlarken, Eretz-İsrail’de sömürgecilik yerel halkın topraklarına el konulması ve yurdundan edilmesiyle gerçekleştirilir.
 
Bu durum Eretz-İsrail sorununda, kendine has bir karmaşıklığa neden olur: Siyonist sömürgeleştirmenin bir sonucu olarak, Eretz-İsrail’de kendi ulusal nitelikleri olan(ortak dili, ayrı ekonomisi, vs…) bir İbrani ulusu2 yaratıldı. Dahası: Bu ulusun kapitalist sınıflara özgü bir yapısı var; kendi içinde sömürenleri ve sömürülenleri, burjuvazisi ve proletaryası var.
 
Bu ulusun yapay olarak ve yerel Arap nüfus pahasına yaratıldığı savı şu anda bölgede bir İbrani ulusun var olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu gerçeği görmezden gelmek, çok büyük bir hata olur.
 
Eretz-İsrail sorununun çözümü, yalnızca Eretz-İsrail Araplarına siyonizm tarafından verilen zararı düzeltmeyi değil, aynı zamanda İbrani ulusal kitlelerin geleceğini garanti altına almayı da içermeli. Evet, bu kitleler Eretz-İsrail’e siyonizm tarafından getirildiler, ama siyonizmin yaptıklarından sorumlu değiller. Siyonizmin günahları yüzünden İsrailli halk kitlelerini ve emekçilerini cezalandırmaya çalışmak Eretz-İsrail sorununu çözmez, yalnızca yeni trajedilerin yaşanmasına yol açar.
 
Filistin’in kurtuluşu için Cihat çağrısı yapan aynı milliyetçi Arap liderler, İsrail askeri olarak yenilse ve bir devlet olarak ortadan kalksa bile ortada yine de yine bir İbrani ulusunun kalacağı gerçeğini görmezden geliyorlar. Eğer bu ulusun varlık sorununa adil bir çözüm bulunmazsa, yeniden tehlikeli ve giderek yayılan bir ulusal çatışma durumu oluşacak, dinmeyen acılara ve durmayan kanlara yol açılacak ve bu durum yalnızca emperyalist müdahale için yeni bir bahane olmaya yarayacaktır. Böylesi bir “çözüm” için çağrı yapan liderlerin Kürt sorununu da çözememeleri bir tesadüf değildir.
 
Ayrıca, şunu iyi anlamak gerekir; Arap dünyasının ilerici güçleri ulusal baskının olmadığı bir ortak yaşam perspektifi sunmadıkça İsrailli kitleler siyonizmin etkisinden kesinlikle kurtulamayacak ve ona karşı savaşamayacaklardır.
 
Bu yüzden İsrail Sosyalist Örgütü Eretz-İsrail sorununa gerçek çözüm için İbrani ulusuna kendi kaderini tayin hakkının tanınması gerektiğine inanır.
 
Bir ulusun kendi kaderini tayin hakkı mutlaka bölünmek demek değildir. Tam tersine: Biz kısıtlı kaynaklara sahip bu küçük ülkede ayrı yönetimler olarak var olunamayacağını söylüyoruz. Yalnızca iki ihtimal var: Dış güçlere bağımlı şekilde varlığını sürdürmek ya da bölgesel bir birlik oluşturmak.
 
Buradan çıkacak sonuç; Arapların ve İsraillilerin eşit olarak çıkarlarına olan tek çözüm Ortadoğu’da sosyalizm temelinde siyasi ve ekonomik bir birlik içinde bir İsrail yönetimi oluşturmaktır.
 
Böyle bir çerçevede İbrani ulusu Arap dünyası için bir tehlike oluşturmadan ve Arapların varlığını tehlikeye atmadan kendi kültürel ve ulusal yaşamına sahip olabilecektir. İsrailli kitlelerin gücü, Arap kitlelerin gücüyle ilerleme ve refah için verilen ortak bir mücadele içinde birleşecektir.
 
Bu yüzden, Eretz-İsrail sorununun Ortadoğu’daki diğer temel sorunlar gibi ancak Ortadoğu Sosyalist Birliği çerçevesinde çözülebileceğini söylüyoruz.
 
Teorik analiz ve pratik deneyim bize Arap birliğinin ancak sosyalist bir nitelik taşıması halinde kalıcı olarak yaratılabileceğini gösteriyor.
 
Bu yüzden önerdiğimiz çözümü şu şiarla özetleyebiliriz: İsrail’in de-siyonizasyonu ve Ortadoğu Sosyalist Birleşik Devletler olarak bütünleşmesi.
 
Eretz-İsrail Araplarının geleceği sorununun da yukarıda tasarlanan çerçevede çözülebilmesi gerektiğine inanıyoruz.
 
Adaletin gereği olarak özel bir Filistin Arap yönetiminin oluşturulmasını n elzem olduğunu söyleyenler var. Bizim düşüncemize göre, bu sorunsala, yabancıların müdahalesi olmaksızın, Eretz-İsrail’de yaşayan Araplar tarafından karar verilmelidir.
 
Bununla beraber, bizim görüşümüze göre, Eretz-İsrail Araplarının kendilerini Arap sosyalist birliği sorunundan bağımsız olarak ayrı bir yönetim altındaki siyasi gelecekte konumlamaları büyük bir hata olacaktır. Bugün Eretz-İsrail Arapları birlik için verilen kavgada en ön saflarda yer alıyorlar. Eğer önlerine ayrı ve bağımsız bir amaç konulursa, Arapların birleştirilmesi amacıyla verilen kavgada büyük bir zarara neden olabilir. Aynı şekilde, küçük izole bir Arap devleti kurulması ne Arap ulusunun çıkarları için, ne de içinde yaşayan Filistinli Arap halkının çıkarları için uygundur.
 
Bu yüzden, eğer Eretz-İsrail Arapları, tümüyle saklı bu haklarını kullanarak, kendi siyasi idarelerini kurmaya karar verecek olurlarsa, gerekli siyasi ve toprak düzenlemeleri bir Ortadoğu Sosyalist Birliği’nin yaratılması çerçevesinde belirlenmelidir. Böyle bir düzenlemeye özellikle bugün Eretz-İsrail topraklarının bazı bölümlerini kontrol eden İsrail, Ürdün, Mısır gibi diğer ülkeler de katkıda bulunmalıdırlar.
 
Tüm Arap sosyalist devrimci güçlerini ve diğer ülkelerin devrimcilerini hazırladığımız bu programı analiz etmeye ve Ortadoğu meselsinde ortak bir cephe pozisyonunu sağlamlaştırmak amacıyla geniş bir tartışma açmaya çağırıyoruz.
 
İsrail Sosyalist Örgütü Merkez Komite
Mayıs 1967
 
DİPNOTLAR:

  1. Her ne kadar “Eretz-İsrail” “İsrail ülkesi” ismi siyonist ve şovenist tınıları hatta mistik ve incile ait göndermeleri olan bir tanımlama olsa, bu ismin kullanılması bu manifestoyu yazan devrimcilerdeki bazı ideolojik zayıflıkları gösteriyor olsa da çeviride bu orijinal haliyle bırakmanın doğru olduğunu düşünüyorum. XX. Yüzyılın altmışlı yıllarında bu isim genel olarak ülkenin normal ismi olarak kabul ediliyordu. Başka çeviriler bu isim yerine Filistin’i kullanıyorlar ama benim görüşüme göre o da yazarların özgün niyetlerini karşılamıyor. (Rolando Gómez’in notu)
  2. Okuduğum başka dillere yapılmış bazı çevirilerde burada “İbrani ulusu” yerine “Yahudi ulusu” kavramı kullanılmış. Böyle çevirmek bana yanlış geliyor. Metnin İbranice orijinalinde de açıkça “İbrani ulusu” deniyor ve manifesto yazarlarının niyeti açıkça İsrail’de yaşayan ve dilleri İbranice olan kitleler; siyonism tarafından kullanılan mistik “Yahudi ulusu” kavramı değil. (Rolando Gómez’in notu)




Courtesy of Tlaxcala
Source: http://www.matzpen.org/index.asp?p=doc1&u
Publication date of original article: 01/01/2000
URL of this page : http://www.tlaxcala-int.org/article.asp?reference=7444

 

Tags: İsrailFilistinEretz-İsrailMatzpenİsrail Sosyalist ÖrgütüOrtadoğuMatzepen ManifestosuSiyonizmOrtadoğu Sosyalist Birleşik Devletler
 

 
Print this page
Print this page
Send this page
Send this page


 All Tlaxcala pages are protected under Copyleft.